TÜRKİYELİYİM
ANADOLU İNSANIYIM


ABD Senatosu ve Avrupa Birliği Parlamentosuyla, kimi Avrupa ve Avrupa dışı ülkelerin Ulusal Meclislerinde niyetin ne olduğunu açıkça ortaya çıkaran, ‘Ermeni Sorunu’ ve etnik grupların kültürel hakları konusunun en önemli muhatabı olan Anadolu insanının ortak aklına başvurmak, görünüşe göre, kimsenin aklına gelmemektedir!

Yapmış olduğum kişisel araştırmalara göre günümüz dünyasında yaşayan insanlar (Mauss, Davy, Malinowski, vs gibi isimlerin çalışmalarına göre, ülkeler düzeyinde) Evrensel Kültür olan Armağan/Karşılıklı Yükümlülük/Potlaç vb. isimlerle nitelenen kültürün yerel versiyonlarından başka bir şey değildir. Bu kültüre ilk yabancılaşan ve dünyanın geri kalan bölümünden kopan ülkeler Batılı ülkelerdir. Bu kültürden kurtulmuş olmanın kendilerine, ne yazık ki, diğer kültürleri aşağılama hakkı ve yetkisi vermesi gerektiği gibi tuhaf bir zihniyete sahiptirler! Çünkü azınlıklardan bahsetmenin gerisinde yatan mantık ırkçılıktır. Çünkü bu akla göre azınlıklara hakları ancak bir çoğunluk yani egemen olan bir çoğunluk tarafından tanınabilir!

Oysa bu bilgi düzeyi kıt insanların bilmediği bir şey varsa o da Anadolu toplumunun, onların henüz farkına varmamış oldukları bir sentezi gerçekleştirmiş olduğudur.

Anadolu’da yaşayan insanlar Osmanlı İmparatorluğu döneminde, dünyada çok az - belki de tek! - toplumun başarmış olduğu bir alaşımı gerçekleştirmişlerdir.

Bu dönemde toplumsal yaşamın : Prestij, İtibar, Otorite, Gösteriş, İhtişam, Rekabet gibi temel değer ya da kavramlar üzerine oturmuş olduğu ve din, dil, ırk, etnik gruplar gibi kavram ve terimlerin kiminden habersiz oldukları, kimilerininse bugünküyle ilişkisiz anlamlara sahip olduğu görülmektedir. Toplumu güdümleyen bu temel değer ve kavramların ırk ya da etnik grupların birbirleriyle karışmalarında hayati bir öneme sahip oldukları görülmektedir. Örneğin evlilik yani grupları birbirlerine düğümleyen düğün olayı temelinde kolektif bir prestij ve itibar üzerine oturduğu için, yüzyıllar boyunca (belki XVIII. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan Milliyetçilik akımının etkisiyle bu süreçte kimi ufak tefek değişikler olmuş olabilir!) bir arada, göreceli olarak, sorunsuz bir şekilde yaşamayı başarmışlardır. Sorunların kökenindeyse her zaman bir İktidar olayı olduğu bunun din, dil ya da ırkla bir ilişkisi olmadığı görülmektedir.

Özetle Anadolu insanı her zaman ‘kozmopolit’ bir toplumsal yaşama biçimine sahip olmuştur. Bugün de bu durumda radikal bir değişiklik yoktur. Biz demokratik, çağdaş, modern, uygar bir ulus tanımı konusunda Mauss’un yapmış olduğu tanımı (bu aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluş aşamasında onaylanmış bir tanımdır) benimsiyor ve Türkiye’nin dikkatini bu tanım üzerine çekmek istiyoruz. Mauss’a göre ulus tanımı ırk ve kültür üzerine oturtulamaz. Bir ulus nedir? sorusunun yanıtı için: bir ulus ancak belirli kriterlere yanıt verebildiği ölçüde var olabilir. Bu kriterler kalıcı bir merkezi iktidar, yasal ve idari bir sistem, vatandaş hak ve yükümlülükleriyle, vatana karşı olan hak ve yükümlülüklerin yasalaştırılmasıdır demektedir. (bak. Ecrits Politiques Marcel Mauss, Fayard, Paris, 1997,derleyen ve yayına hazırlayan Marcel Fournier, s. 28)

Kişisel olarak ailemde Kafkasya (Çerkez), Makedonya, Bulgaristan ve Girit üzerinden Türkiye’ye gelmiş insanlar var. Anneannem Bergamalı bir Yörük kadınıydı. Dünyanın en tatlı insanlarından biri olan Yengeme babam : “Yarım Gavur!” diye seslenirdi. Anne annemin eskittiği iki kocanın birincisi Çerkez, ikincisi yani dünyanın en iyi üvey dedesi Erzurum bölgesinden bir Kürt idi. (Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşı arasında ve sırasında Anadolu’ya Balkanlardan ve Kafkasya’dan 6,5 milyon insanın göç ettiği söylenmektedir. 1927 nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye’nin nüfusu 13 milyon dolayındadır). Ben Türkiyeliyim ve Türkiye’de yaşayan hiç kimse bana yabancı değil. Ben hiç kimseye yabancı olduğumu bugüne kadar hissetmedim! Hangi din, dil, ırk, etnik gruptan olursa olsun Anadolu’da yaşayan hiç kimseyi reddetmiyor, herkese aynı mesafede bulunduğumu düşünüyorum. Bu durumun tek çözümünün terimin gerçek anlamında bir demokrasiden geçtiğini düşünüyorum. Siz de benzer duygular içindeyseniz bize ailenizdeki alaşımdan söz edin. Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi iletin!

Hepimiz, hepimiz için!

Huzurlu bir gelecek için!

Oğuz ADANIR

turkiyeliolmak@hotmail.com

 

 

Heath LOWRY ile yapılmış olan söyleşiden bir alıntı:

“OSMANLILAR'I 600 YIL AYAKTA TUTAN VERGİ SİSTEMİ VE ADALETTİR"

 

- Çok ilginç. Bu günümüze de ışık tutuyor. Günümüz Türkiye’sinde ırkçılık hiçbir zaman gelişmemiş. Osmanlı’da bu kavram yok. Kürt-Türk meselesi var. Hiç de ırkçı bir davranış biçimi görülmedi. Karşı tarafın amacı o olmasına rağmen. İşte bu günümüze yansıyan önemli değerlerden biri.

HL: Çok önemli. Tabii bunu bir az da şuna bağlıyorum. Osmanlılarda insanlarda Boşnak mı, Arnavut mu, Çerkez mi şu mu, bu mu falan diye bir düşünce yok. Çünkü tamamen din üzerine odaklanıyor. Müslüman müslümandır ister Habeşistan’dan gelmiş, ister Orta Afrika’dan bunun önemi yoktur. Hala Türkiye’de de yoktur.

Bir de zorlayıcı da değil. Dinin patronu olmasına rağmen, Halife olmasına rağmen İslam dinini yaymacı bir politikası da yok.

1960’larda Türkiye’ye barış gönüllüsü olarak ilk geldiğim sıradabizim Ankara’daki ofisimizde Jessie Arnett adlı Amerikalı bir zenci vardı. Eski bir profesyonel futbolcu. Çok yakışıklı bir adam, iki metrenin üstünde boyu vardı. Sen kendini bu ülkede nasıl hissediyorsun dedim. Valla dedi, dünyanın hiçbir yerinde ben kendimi böyle hissetmedim. Evet sokakta çocuklar geliyorlar ama rengine falan bakmıyorlar, elleri o kadar büyüktü ki, çocuklar kendi ellerini koyuyorlarmış onun elinin üstüne. Ben bütün dünyada dolaştım, çeşitli yerlerde çalıştım, böyle bir şeyi ancak Türkiye’de hissediyorum. Gerçekten diyordu, iki seneden beri Türkiye’deyim ve kimse benim rengimi farketmedi. Bu da Osmanlılardan kalan bir anlayış Koskocaman bir dünya imparatorluğu. Her çeşit lisan, renk ırk kanıksanmış.

- Herhalde bu 21. yüzyıl, nihayet Türklerin Osmanlıyı yeniden keşfedecekleri bir yüzyıl olacak. Günümüz Türkiye’sine Osmanlı’dan ne tür değerler, kaliteler kaldı? Mesela bir tanesini söylediniz; ırkçılık. Günümüz Türkiye’sinde böyle bir kavram yok. Osmanlı’dan kalan başka ne tür değerler Türkiye’yi Türkiye yapıyor?

"Idea, Politika-Demokrasi ve Siyaset Kültürü Dergisi" , "Güz-1999", İstanbul.
Alıntı http://www.filozof.tripod.com/ web sayfalarından yapılmıştır.